Dedem bahçeye ilk defa o yaz salıncak
yaptırmıştı. Yeterince hızlı sallanırsam salıncakların üzerindeki asmadan
üzümleri koparabilirdim. Güneş ışıkları yüzüme yayılırdı, hızlıca yüksel ve
üzümü kopar. Elifle sürekli yarışırdık. Bütün günümüz ya salıncak tepesinde
yada çamurlar içerisinde geçerdi. Yan bahçede Nazire teyzenin kuyusuna gider su
çekmeye çalışırdık, bize kızardı hemen arkasından da salatalık verirdi, bu sebepten olacak ertesi
gün tekrar giderdik ve yine salatalıklarımızı alıp dönerdik.
Geceler çatıda geçerdi..Sıcak azalır, esen
yel denizin kokusunu getirirdi. Yemek, çay, çiğdem(çekirdek) ritüelinin
ardından çatı sohbetleri başlardı. Yıldızların ışığında dedem korku hikayeleri
anlatırdı, ütopik hikayeler değil, dini hikayeler. Sonra annem başlardı
anlatmaya. Teyzem lafa girerse hepimiz kıkırdamaya başlardık ve konu herneyse
muhakkak dağılıp giderdi.
Gecenin en sevdiğim zamanları annemle
yalnız kaldığımız nadir anlardı. Çatıdaki sedire uzanırdık. Annem eski
şarkılardan söylemeye başlardı. (Bütün sanat müziği repertuarımı annemden
dinlemiştim, belki de hala annem koktuğu için vazgeçemeyişim. ) Şair ruhlu
kadındı annem,kitapları, şiirleri çok severdi. Dokunduğu, baktığı, konuştuğu
herşey, her kelime ahenk kazanırdı. ‘Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğiiiiim’
derdi bana her sabah. Derdi, şimdi de diyor. Ama her zaman söylemedi, en çok
söylemediği zamanları unutuyorum, insan hep güzel anıları hatırlamak istiyor.
Babam Amerika’da çalışıyordu, küçük
olduğumuz için annem gitmek istememişti. Babamı çok özlerdim, ama söylemek
istemezdim. Kız kardeşim ilk defa rüyasında babamı görüp uyandığında burnu
kanamıştı, sonra da kanamalar devam etti durdu zaten. Babam için ağlayamazdım,
ama ağlamak ihtiyaçtı. Bende Barış Mançoya ağladım. Babam gitmeden 1 hafta önce
vefat etmişti, hafta sonlarımızı sabah yatak uzatmalarını arkadaşsız
bırakmıştı, hoş artık kendi evimde de değildim. Dedemlerin evinde ki askılığın
arkasına girip uzun uzun ağlardım. Es kaza birine denk gelirsem herkes bilirdi;
Barış Mançoya ağlardım. Kimse babana üzülüyorsun demezdi, bende demezdim,
böylece yaşamak ve çocuk olmak daha kolay olurdu.
Tam 3 sene sonra babam artık bizimleyken
benimle bahçeye gelmesini istedim( kendi evimizin bahçesine). Apartman
görevlisi elinde hortumuyla bahçeyi suluyordu. Babama tüm kalbimle bence
dünyanın en güzel mesleği bu, sende yapamaz mısın dedim. Bahçeyi beraber
sularız, hava güzel olduğunda beraber bahçede yeriz yemeğimizi, hep evde
bizimle olursun..
Her zorlukla beraber bir kolaylık var ve
herkesin zorluğu kendine göre. İnsanı mutlu eden gerçekte ne? Dedemin asmaları
mı, çatı sohbetleri mi, yoksa sadece hayatta
olduklarını mutlu olduklarını bilmek mi? Belki de çok basittir hayat, biz
zorlaştırıyoruzdur. Mutluluk bi’ çocuğun babasıyla güneşin altında ağaçları
sulamasıdır. Dünyanın en güzel kıyafetlerini giymese de dünyanın en güzel
yerinden, anne kucağından yıldızlara bakmasıdır.
Gençler bilebilseydi yaşlılar yapabilseydi.
Nefes aldığım sürece diyorum.. Sizi çok
özlüyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder