Hayatımın hem en zor hemde en farklı, en güzel dönemlerinden biriydi. Dedemin vefatının üzerinden sadece 2 hafta geçmişti ve ben İzmir'den İstanbul'a giden bir uçakta, heyecanla gökyüzünü seyrediyordum. Yanında geçtiğim çoğu şekil anlamsızdı, belki de görmek istediklerimi görüyordum. Bir müddet sonra başlayan baş ağrısı ve şiddetli mide bulantısına kadar ilk uçak yolculuğuma aşık olmuştum. Ertesi gün aktarmalarla birlikte 26 saat sürecek bir yolculuk beni bekliyordu. Ama ben şimdiden pişman olmuş, annemin yanına geri dönebilmek için babama yalvarıyordum. Beni sadece bir otobüse bindirmesi yeterliydi, tekrar uçağa binmektense yürümeyi bile tercih ederdim!
O gece İstanbul'da kaldık. Babam sabah bütün cephanelerini hazırlayıp-kalkışta çiğnenecek sakızlar, mentollü şekerler, uyku bandı ve bir sürü küçük şekerleme- yanıma oturdu. Bunları yaptığımız sürece sıkıntı olmayacak ve uçak kalkarken aşağıya bakmayacaksın sadece beraber hızla giden bir arabada olduğumuzu düşün, ben senin yanındayım en kötü ihtimalle İngiltere'den geri döneriz dedi. İlk uçak yolculuğumdan sonra söylediklerinin işe yaramayacağına emindim, yine de babamı tek başına bırakıp dönmeyi de istemiyordum. Annem ve kızkardeşim dedemin vefatından dolayı gelemiyorlardı, en azından ben babama arkadaş olmalıydım.
Uçağa bindiğimde talimatları harfiyen uyguladım. aşağı bakma, kalkış esnasında sakızını çiğne, derin bir nefes al! Bulutların arasındaydım. Bu sanki gökyüzünde yürümek gibiydi.Saatlerce sıkılmadan gökyüzünü izledim. Bir daha asla aynı şekilde görünmedi bana, belki de bu yolculuğu bu kadar özel yapan budur. İnsan çocuk gözleriyle baktığı herşeyi, kalbiyle görmeyi biliyor...
Ne mide bulantısı ne de baş ağrısı. Çok şükür hiç bir sıkıntım yoktu. İngiltere'den aktarma yaparken artık uçağa binmek bir eziyetten ziyade, keyif halini almıştı. Özellikle uçağın hızlandığı kalkış anını çok çok seviyordum. Amerika'ya gidene kadar daha 10 saatimiz vardı ve ben yeterince uyumuştum. Monitörü açtım. Anlayabildiğim tek bir film yoktu. Babam harika bir film buldum, gel gel çok güleceğiz dedi. Filmin başlaması ve bizim kahkahalarla gülmeye başlamamız bir oldu. Mr. Bean'le ilk o zaman tanıştım. Mr.Bean's Holiday filmini izlerken çeviriye gerek yoktu, zaten bütün film jest ve mimikler üzerine kurulmuştu. Mr.Bean yengeç yemeğe başladığında biz tamamen filme bağlanmış ve kopmuş bir haldeydik. Yan koltukta oturan amca-İngiliz Beyefendisi kimliğini bir yana bırakıp- katıla katıla bizimle gülmeye başlamıştı.Böylece ekibimize katılan 3.kişiyle beraber küçük bir sinema grubu oluşturmuştuk. İlk 'Hi' dediğim amca olan sevgili Matt, eğer okuyorsan umarım sen de iyisindir! Babamın çevirisine ihtiyaç duymadan sadece gülümseyerek, çılgın hareketler yaparak insanların anlaşabileceğini senden öğrenmiştim! Ha tabi bir de önyargılardan arınmış bir bakışın insanları nasıl samimi hale getirebildiğini!
Gittiğim yerlerde hem iyi hemde kötü bir çok şey yaşadım. Ama hiç bir zaman bir grubu yahut bir ırkı sınıflamamayı belki de ben ilk yolculuğumda öğrendim.
Sevgiyle Kalın arkadaşlarım, Lizy
O gece İstanbul'da kaldık. Babam sabah bütün cephanelerini hazırlayıp-kalkışta çiğnenecek sakızlar, mentollü şekerler, uyku bandı ve bir sürü küçük şekerleme- yanıma oturdu. Bunları yaptığımız sürece sıkıntı olmayacak ve uçak kalkarken aşağıya bakmayacaksın sadece beraber hızla giden bir arabada olduğumuzu düşün, ben senin yanındayım en kötü ihtimalle İngiltere'den geri döneriz dedi. İlk uçak yolculuğumdan sonra söylediklerinin işe yaramayacağına emindim, yine de babamı tek başına bırakıp dönmeyi de istemiyordum. Annem ve kızkardeşim dedemin vefatından dolayı gelemiyorlardı, en azından ben babama arkadaş olmalıydım.Uçağa bindiğimde talimatları harfiyen uyguladım. aşağı bakma, kalkış esnasında sakızını çiğne, derin bir nefes al! Bulutların arasındaydım. Bu sanki gökyüzünde yürümek gibiydi.Saatlerce sıkılmadan gökyüzünü izledim. Bir daha asla aynı şekilde görünmedi bana, belki de bu yolculuğu bu kadar özel yapan budur. İnsan çocuk gözleriyle baktığı herşeyi, kalbiyle görmeyi biliyor...
Ne mide bulantısı ne de baş ağrısı. Çok şükür hiç bir sıkıntım yoktu. İngiltere'den aktarma yaparken artık uçağa binmek bir eziyetten ziyade, keyif halini almıştı. Özellikle uçağın hızlandığı kalkış anını çok çok seviyordum. Amerika'ya gidene kadar daha 10 saatimiz vardı ve ben yeterince uyumuştum. Monitörü açtım. Anlayabildiğim tek bir film yoktu. Babam harika bir film buldum, gel gel çok güleceğiz dedi. Filmin başlaması ve bizim kahkahalarla gülmeye başlamamız bir oldu. Mr. Bean'le ilk o zaman tanıştım. Mr.Bean's Holiday filmini izlerken çeviriye gerek yoktu, zaten bütün film jest ve mimikler üzerine kurulmuştu. Mr.Bean yengeç yemeğe başladığında biz tamamen filme bağlanmış ve kopmuş bir haldeydik. Yan koltukta oturan amca-İngiliz Beyefendisi kimliğini bir yana bırakıp- katıla katıla bizimle gülmeye başlamıştı.Böylece ekibimize katılan 3.kişiyle beraber küçük bir sinema grubu oluşturmuştuk. İlk 'Hi' dediğim amca olan sevgili Matt, eğer okuyorsan umarım sen de iyisindir! Babamın çevirisine ihtiyaç duymadan sadece gülümseyerek, çılgın hareketler yaparak insanların anlaşabileceğini senden öğrenmiştim! Ha tabi bir de önyargılardan arınmış bir bakışın insanları nasıl samimi hale getirebildiğini!
Gittiğim yerlerde hem iyi hemde kötü bir çok şey yaşadım. Ama hiç bir zaman bir grubu yahut bir ırkı sınıflamamayı belki de ben ilk yolculuğumda öğrendim.
Sevgiyle Kalın arkadaşlarım, Lizy
Yorumlar
Yorum Gönder