Ana içeriğe atla

İnsan

Kaç defa yola çıkmak ve yolda olmak kalıbıyla karşılaştım bilmiyorum. Kaçında farkettim, kaçında ayaklarımın ucuna baktım kaçında adım attım, bilmiyorum. Sorsalar 20 yıldan fazla bi süredir yaşıyorum. Ama adımlarım beni nereye ne kadar yaklaştırdı, yıllar beni hangi yollarda yaşlandırdı, bilmiyorum.
Bugün yine kendi yolculuğumda yeni bir yolculuğa başladım sanki ömrün yolda geçtiğini unutmuş ben yeniden yola çıktım. Sahip olduklarıma bakıyorum, sahip olduklarımın bana ne kadar sahip olduğuna ve sahip olamadıklarıma, olmak istemediklerime ve asla olamayacaklarıma.
İnsan, ne hoyrat. Kaybettiklerim bile benim. Benim kaybettiklerim, benim sahip olduklarım, benim yaşadıklarım… sahi insan yaşadıklarını tek başına mı yaşıyor?
Sürüklenirken tek başına mı sürükleniyor ordan oraya, duygudan duyguya.
Annemin gözlerinden nemi kaldırmak için ısırdığı dudağına bakıyorum. İncecik derisi hafiften kanlanmış. Kendi dizimde açtığım yara senin gönlünde kanar mı anne? Gözlerinden nemi duduağından izi gönlünden yarayı silip ,atmak isterdim. Ama bunlar insandan alınınca yol kalır mı annem? İnsan kalır mı?
Kafamda ki hengamenin ortasında sıkışıp kalmış gibiyim. Büyük bir meydan, ortasında ben. Herkes bağırıyor herkes kavgalı herkes meraklı herkes ilk olmak istiyor. Bütün seslere dönmeye, her birine ulaşmaya çalışıyorum kafam bir o yana bir bu yana dönüyor. Hepiniz sıraya girin teker teker  gelin diyeceğim. Hay Allah! Hiç bir şey diyemiyorum. Ortalarında çöküp oturuyorum. Sanki bütün karmaşayı düzene sokar gibi başlıyorum yazmaya, kendi kalbimin atlasını tutuyorum.
Yazıyorum, kalbimin atlasını, ki yaşaşsın. Boğulmasın gündelik meselelerden, boğulmasın benim ellerimle ettiklerimden, gölgelenmesin bu sislerden.
Hiç bir teması olmayan bu yazı yüreğimi genişletirken öylece yere bırakıyorum. Bütün kalabalık içinden göğe bakıyorum. Etrafımdaki herkes bir an için aynı yere bakıyor. Aklımın gönlü”mün kalabalığıyla bir oluyorum. Sonra hepsine şifa gibi okuyorum:


“Günaha meyilli yaşadım, bu benim başımı ve belimi eğdi, sözümü ve sesimi kıstı. Kendi günahımla sanki terbiye oldum, onun suyunda piştim, kendiminkinden başka da değil mi ki zaten bulamadım. Günah işlediğini bilerek işlemeyi, daha doğrusu onun içinde, kenarında durmayı dışarıdaki mağrur duruştan daha iyi belledim. Bilememek kötüdür değil mi, bilse yapmaz denir, bilip de korkup da utanıp da yapan nedir peki, yoksa ona ben mi denir?
Biraz daha yaşasam, kutsal yerleri elimde değnekle gezsem, kuru topraklarda otursam, bir ince söz söylesem, ba- şımı kaldırıp kaldırıp hacılar yoluna baksam, kendi kendimin resmi olsam beni bir gören belki der ki, “İşte onlardan, belli”. İşte dünyanın izi, bilinebilirliği, bir başkasının aldanışı olmanın izi. Herkes bir ize, bir resme, başkasının bir hâline aldandı. Asıl tehlike zaten kötü olan ve bilinebilir kötüler değildir ki, kanmak asıl, iyiye ve başka zannedilene kanmadır. Beni bir gören olsa o hâlimle kuru toprak üstünde, hiç yanıma gelmese de bana bakıp sonra başkalarına ve kendine söyleyeceği bir yalana sahip olacak, “Ben gördüm, var,” diyecek. Beni bir başka resme başka bir aldanışın resmine benzetecek. Onu da başkası benzetip sonraya işte buydu, diye bırakmıştı. Tâ ilk aldanışına kadar insanın, birbiri-ne benzer resimler alınıp verilecek. Konuşacak olsak ben sözün olmadığını bilen olarak susacağım “İşte,” diyecek, “sözü olup da susanlardan, demek ki bilenlerden,” ya da desem ki bir şey o bu sözü başka bir aldanışın sözüne ekleyecek, “İşte devamı, duydum,” diyecek. Elbet ahmak ahmaktan, aldanış aldanıştan üstündür, elbet göz görmek hiç değilse tanık olmak ister, ama yoksa tanıkmış gibi yapmak da demek ki yeter. Değil mi ki âlim olmayan âlim gibi oldu, anlamayan anlamış gibi durdu, bilemeyen bilirmiş gibi sustu, söylemeyen sırlı imiş gibi içi boş mücevher kutusuna kapandı, sonsuz tekrarlarında, mum titrekliğinde, sayfalarında ciltlerin bazen bir his gelip dürttü, bazen bir heybet kılıklı acınma, bazen yeni bir izlenimin heyecanı. İnsan başına gelene değil başına geleni benzettiğine sermest kaldı. Anlatılan bir şeyin içinden geçiyorum duygusu ile ürperdi, başkasının hatırasına, bir hatıranın rüyasına ve anlığa akan hissi geldi yanına uzandı. İbretler ve meseller, kitaplar ve gelenler ile gidenler insanın anlama dediğinin sade benzetme olduğunu, bir şeyi benzetemezse anlamayacağı, yanına varmayacağı hatta yok sayacağına ferman idiler. İnsan birbirinin örneği, birbirinin sırrı olduğu için sırsızdı. Süresiz bir dua gibi birbiri ardına sonsuz bir tespih gibi aynı şeyleri söyleyip aynı şekilde yaşayıp ölen koca bir vird halkası, koca bir tespihti. İnsan aynı gün içinde bir yükseldi bir düştü, böyle gün neyden sayılır? Yaşadığımın ve yaşantımın anısı bir göz sulanması bende, yaşamış olduğum için mahzunum, bu saman uğrusu altında yediğim ballardan ve içtiğim sütlerden istenmeyen bir misafir gibi utanıyorum. Kır yolları ve defne ağaçları, yüksük çiçekleri, küçük su birikintileri ile anılsam, adım kaybolsa, yaşadığımın izi serin bir yağmurda silinse önce siyah sonra açılan ve bir şey olmamış gibi yüzyıllardır gülümseyen göğün altında bir çamur kokusunun ve eriyip ona katışmaya hazırlanan yaprak ve dalların arasına saklansam ben de. Herkes ölürken bir göğe bakmıştır, yukarı yani, ben bakmayıp yüz çevirsem. Biliyorum, üstüne alınmaz kırgınlığı yine. Çünkü kırgın olmayan ve sonsuzca övenler var ileride ve geride. Göğün de başı dönüyor elbet bunca övgü ile (Şule Gürbüz- Öyle miymiş?) '

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Suleymaniye Mosque

There are some moments when you feel the peace in your soul… Visiting mosques is the recipe for these moments for me. They are my dearest places that I love the most. They are where I feel at peace when I enter, which is why I am glad to sit in their gardens and the reason that I gladly accept the fact that I will die someday! For this reason, when I was asked to describe an important building representing the history of Turkey, the first place to come to my mind was one of these mosques. Suleymaniye Mosque.. The Suleymaniye Mosque was built by the great architect Sinan between 1550 and 1557 at the order of Süleyman the Magnificent. The Süleymaniye, more than a mosque, is an important historical symbol for the Turks. It unites Architect Sinan with Süleyman, one representing the best of the arts and the other most powerful of political strength. Mimar Sinan made the world’s most beautiful works of art. His work can be seen in many cities; from Kayseri to Istanbul and ...

The Times Bringing Turks Together

There are material and spiritual values that hold nations together. There is a ritual saying: the joys multiply when they are shared, the troubles decrease when they are shared. The nations carry their identities around this material spiritual values out to the future. Cry together, laugh together. This cultural heritage is stems from both religious values and the custom of society. What is the cultural heritage of the Turks? What time keeps them together? We can separate them into three as religious, national and cultural values. We celebrate 2 festivals from our Religious values. Feast of Ramadan and Feast of Sacrifice. On holidays, visits are made to relatives, friends, neighbors, and people in need. Sweets, candies, meals are prepared for our guests. Monies are given to the children. Children kiss the hands of the elders. Special clothes are taken for the festival. The children put on their holiday costumes on their bedhead. They wait for the feast morning with excitement...

Turkish Iskender Kebab /HomeStyle!/ :)

İskender kebab is one of the famous dishes of Bursa region. It is a kind of doner, but the meat, sauce and butter makes it a really loved and special one! It's called by the name of its inventor Iskender Efendi who lived in Bursa in the late 19th century. Meat was cooked in tandır and barbecue, and Iskender Efendi wanted to try something new. He Found the way to cookon a vertical rotisserie :) M E T H O D The meat of Iskender is passed vertically through a bottle. It is cooked in coal fire. The outer layer is shaved like a leaf with a rotating blade. These slices are spread over the pieces of buttered pide. After the yogurt is laid next to it or with spreading (whipped yogurt), the butter and tomato sauce are served to the service. ♥ This method show us, it is not easy to do real Iskender kebab at home, but I found a video which made by Turkish youtuber  İdil Tatari   to show you how you can cook H omestyle of İskender ! Click on the link and ...